"AŞK VE ÖLÜM GİBİ ÖZGÜN..."

mehmed şahin kaçar

18/12/2005

NÂL/Öykü

 

 

                        Devranla ben nâkiz-siyerim

                        Devr elinden meğer ki gayrım ...

 

                                                                  Fuzûlî

 

Tek başına kalmıştı. El yordamıyla perdeyi usulca araladı. Dışarda koyu beyaz bir sessizlik vardı. Her zamanki gibi doluydu ay ; mesrurdu yıldızlar, göğün sınırlı olduğundan habersiz. Kararsız yorgun bakışları bir şey arıyordu oysa , herkes gibi ... Ötenin ötesi neydi acaba ? ...

Biraz öncesine kadar ne de mutluydu. ( Ya da kendini buna mecbur mu hissetmişti ...) Nasıl da gülüp eğlenmişti, akranlarıyla. ( Eğlenmek, avunmaksa ...)

Neyi arıyorsun !

Farkında değil ...

Neyi arıyorsun !

Hâlâ dalgın ...

Neyi arıyorsun !...

Umursamadı . Cevap verecekti, verebilirdi ya ...

Zavallı ! dedi sonra bir diğeri . Kahkaha attı sarsar. Kepenkler şimşek şimşek açılıp kapanmaya başladı.Bütün çocuklar ağlayıp; bütün , her şey, bütün bütün kalabalıklaştı:

Neyi arıyorsun !

Zavallı !

Kurtar bizi n’olur !

Boğuluyoru...

Yatağına oturamayan bir kurşun rahatsızlığıyla kapattı perdeleri birden ; dışarıya sırtını döndü ... Yere kapandı , hıçkırıklara belendi ; gırtlağını yırtarcasına ve bağırdı : Ki- miiim beeeen !...  

 

......

 

Doğduğu gün bir bayram sevinci vardı evde; öldüğü günse , sessizlik ...

Dedesinin adı verilmişti “ diş hediği “ töreninde. Hayırlı dualar edilmişti bekası için. Masallara taş çıkaran bir hızla büyüyordu Ötüken . Kardeşi Koca Tuna’nın kandiliydi. Fakat tezattı etrafıyla biraz. Ve bu zıtlık , koca bir uçuruma dönüştü zaman sonra . Ne peşinden koşup daha sonra nikâhlandığı evdeşi, ne beyzâdelik işi ne de karunî serveti cevap veremiyordu hasretine . Hasretti evet ; hasretti ya, hasret olduğu şeyin adını bir tek deliler biliyordu . Biliyorlardı da  suskundular ondan ...

Gün geçtikçe etrafına iyice yabancılaşan yiğidinin bu hâli en çok helali Bilig Hanım’ı üzmüştü . Bilig Hanım’ın bu konuda çalmadığı kapı soruşturmadığı bilge kalmadı . Ne yapmalıyıdı ; ne yapılabilirdi ki ...

Efendi ve mülayimliğiyle etrafınca çokça sevilip takdir edilen Ötüken, huysuz bir kimliğe büründü zaman sonra. “ Yıkılması gereken gönülleri yıkın! Çünkü onlar, sahipleri için de beladır ! ... “ tezince, kimselerde hatır gönül bırakmadı . Otobüsleri taşladı ; teyyarelere dil çıkardı . Mahalledeki bütün sürgülere kedi artığı sürdü. Ötüken’in bu taşkın davranışları sonuçta unu, tımarhaneye düşürmüştü .Düşmek ne kelime! Bayramlığını başucunda bulan bir çocuk gibi , neden sevinçli olmasındı ki !...

Meğer ne rahat bir yermiş burası ; sakinleri ne hoş ! Hem belki de burada , evet evet kesinlikle burada, bulacaktı aradığını ...

HEY DIŞARDAKİLER , DELLENECEK KADAR OLUN DA HELE BİR ...

....

 

Yine düş kırıklığı ; düş kırıkları arasında sönen bir düşünce ...

Bulmuş muydu acaba ?

Bilinmez .

Bilsen ne olacak !...

Bil/in/ecek kadar cahil değilsem ya ?

 

.....

 

Tutunduğu hatıralardan , gürültünün kesildiğini , geç de olsa , farketti...

Aralandı perde ; perde kesildi ... Seyrine varabiliyordu artık anlamın sanki ...

Geceye diklenen baykuşu  selamladı ; rüzgârla geçinen yapracıklara gülümsedi ... Üstüne başına çekidüzen verdi . Yüzünü yıkadı lavaboda . Soğuk ! Evet hissedebiliyordu artık ; aynalar o kadar da yalancı değilmiş sahi !... Ah içi içine sığmıyor artık ... Sokaklara fırlasa  ...  (Meğer yapılacak ne kadar iş varmış ... ) Bağırsa; deli , demezler ya ... Bağırsa ... Ba-ğır ...

EVRAKA! EV-RAAAKAAAA !...

 

....

 

Gündelik  bir haber geçti ertesi gün , varlıklı bir gazetenin yoksul sütununda :

 

             “ 21 DR 025  No’lu Plakaya Çarpan Cani Hâlâ Bulunamadı ... “

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.